Bu blogun neredeyse tamamı kurşun kalemlerden çıkma, hafif kaymış ve silinmiş, saf duygulardır. Telif hakkı yoktur, beğendiğiniz sözü alın götürün. Çünkü ben öyle yapıyorum. Önemli olan ulaşabilmek. Adieu!
1 Kasım 2014 Cumartesi
Ot - Mart 2014 (Sayı 13)
"Ben kekemeydim çocukken. Mektepte okuyamıyordum ama müsamerelerde bülbül gibi şakıyordum. Oradan bir müsamerede görüp ben Üsküdar Kız Musikei Cemiyeti'ne götürdüler. Oradan da alıp Kadıköy Musiki Cemiyeti'ne, yani eski Şark Musiki Cemiyeti'ne. Kimler yoktu ki orada? Münir Nurettinler, Mesut Cemitler, hepsi... Orada Kemal bey ve Hayriye Hanım vardı. 'Sen buraya gelme, eve gel' dediler. Bütün bestekarlar da eve gelmeye başladı. Çocuktum, önlük sırtımda derse girerdim. Sonra beni Radyo'ya götürdüler. 1932 senesinde. Haftada bir gün beş lira alıyordum. Para kazanmaya başladım, aileye baktım. Sonra tuttular beni, bahçede 10 liraya solist çıkardılar. Yıl 1933. Saçımda iki kurdele, titreyen bir kız çocuğuydum. O tarihten bu tarihe şarkıdır işim...
Dolmabahçe Sarayı'nda, ölümünden iki yıl önce Atatürk'e şarkı söyledim. 'Cana Rakibi Handan Edersin' şarkısını beğendi. Yolda kocamla kavga ettik. Kıskanmış. Eve gelince üstüme yürüdü, annemi tartakladı; ben de kafasına vazoyu geçirdim. Bir defasında da Atatürk'le dans ettim diye kavga ettik. Sonra da ayrıldık zaten.
Hiçbir evliliğimde gelinlik nasip olmadı bana. Öyle kimselere vurulmadım. Hep adamlar musallat oldu bana. Ben bir kez âşık oldum aslında, o da Suudi Arabistan sefiri Tevfik Hamza idi. Evlendik, sefire oldum. Ama şarkıcı olduğum için hükümeti istemedi, bizi ayırdı. O gerçekten adam gibi adamdı. Hayatımda ilk kez bir erkeğin omuzlarımdan bütün yükü alarak beni sevebileceğini onda gördüm."
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
